4 Nisan 2012 Çarşamba
SEYHANCA/Güzel Bir Hikaye
'O kadar mutluyum ki, utanıyorum' Voltaire
Fransız düşünürü Voltaire (1694-1778), neredeyse bütün hayatı boyunca ya hastaydı ya hastalık hastası.41 yaşında bir arkadaşına yazdığı mektupta 'gene' hastalandığından şikâyet etti ve 'Birkaç yıllık ömrüm kaldı' dedi.
Voltaire, bu mektubu bitirdikten 43 yıl sonra öldü.
Her Allah'ın günü bir şeyin kanser yaptığı veya kansere iyi geldiğinin açıklandığı bir dünyada yaşıyoruz.
Sıska, sıkı ve sağlıklı yaşamak neredeyse din haline geldi.
Voltaire, kolesterol, trigliserit, AIDS ve kuş gribinin bilinmediği çağların adamıdır.
Bir şeyleri doğru yapmış olmalıydı ki, insanların genellikle kırkına gelmeden öldüğü on sekizinci yüzyılda, 84 yaşına kadar yaşadı ve bir daha kalkmamak üzere yatağa düşünceye kadar aktif bir hayat sürdü.
Voltaire'in uzun ömrünün sırrı NE olabilir?
Uzun yıllar düşünür için sekreter ve uşak karışımı bir şey olan Sebastien Longcahmps, Voltaire'in hep
'İnsanın sağlığı tamamen kendi ellerindedir' dediğini yazdı.
'Bunun üç temel ayağı var derdi: ayıklık, her şeyde ölçülü olmak ve hafif egzersiz yapmak. Kaza dışında, insanın başına gelen bütün hastalıklarda bizi sağlıklı halimize iade etmeye uğraşan doğaya yardımcı olmak yeter.
İnsan aşağı yukarı her zaman diyetinde sıkı olmalı, uygun ve sürekli sıvı almalı ve hep basit şeyler yemelidir.
Yanında bulunduğum süre içinde onu hep bunları yapar gördüm.'
Uzun ömrün sırrı
Bunlar büyük bir sır değil aslında. Her şeyde ölçülü olmak aklı başında her insanın uyguladığı bir prensiptir.
Bence Voltaire'in uzun ömrünün sırrı vücudunda değil kişiliğindedir.
Voltaire uzun yaşadı, çünkü mutluydu.
Öğrenmeye meraklıydı ve müthiş zengin olmasına rağmen, bir dakikasını boşa harcamadı.
Ölmeye vakti yoktu.
Binlerce mektup, yüzlerce sahne oyunu, kitap, makale yazdı.
Saray yavrusu evinde her zaman misafir vardı.
'Ben Avrupa'nın hancıbaşısıyım' dedirtecek kadar.
Adaletsizliğe hiç tahammülü yoktu.
İlkel Fransız yargısının hışmına uğramış insanları kurtarmak için, tek başına, tarihe geçmiş kampanyalar yürüttü.
İnsanların hakları olmayan bir dönemde insan hakları için mücadele etti.
Kiliseyle ve bağnaz rahiplerle yaşam boyu dalga geçti.
Ölüm döşeğinde papazlar onu pişmanlık getirmeye, şeytanı lanetlemeye davet ettiklerinde
'Şimdi yeni bir düşman kazanmanın zamanı değil' dedi.
Bence, Voltaire'in en büyük özelliği yaşamdan zevk almasıydı.
'O kadar mutluyum ki utanıyorum' diye itiraf etti bir arkadaşına.
'Ben neredeysem dünya cenneti oradadır' dedi.
Son bir şey daha var, onu unutmayayım:
Hiç evlenmedi !!! :)
3 Nisan 2012 Salı
COLDWELL BANKER İŞLEM
COLDWELL BANKER DENGE GAYRİMENKUL TARAFINDAN DEVREN KİRALAMA İŞLEMİ YAPILMIŞTIR.MEKAN:Özel Olgumed Feneryolu Polikliniği
Kadıköy İstanbul
2 Nisan 2012 Pazartesi
SEYHANCA /ŞİİR
Ne güzel insanlar vardı eskiden.
Çocukluğumuzu kaplamışlardı.
Bize masal anlatırlardı
Cinlerden, perilerden.
Büyük anneler, büyük babalar vardı.
O zaman hepsi uzaktı ölümden.
Hem sevdirir hem korkuturlardı.
Acı hikâyeleri bile tatlı başlardı.
Demek bunun için gittiler hikâyelerden.
Ne güzel insanlar vardı eskiden.
Ne güzel şarkılar vardı eskiden.
Gençliğimizi donatırlardı.
Hep iyi şeyler hatırlatırlardı
Geçip gitmiş devirlerden.
Sevgi ve ümid yaratırlardı.
O zaman her şey uzaktı ölümden.
Yanık şarkılar bile neşeli başlardı.
İster istemez saadet taşardı
Gamsız günlerimizden.
Ne güzel zamanlar vardı eskiden.
Ne güzel şarkılar vardı eskiden.
Hayâl içinde yaşatırlardı.
Güldürür ağlatırlardı
Duymadan biz, düşünmeden.
Her an bir asır kadardı.
O zaman herkes uzaktı ölümden.
Candan sevdiklerimiz vardı.
Hepsi başka güzeldi, bizi tanımazlardı.
Bütün yollarımız geçerdi gül bahçelerinden.
Ne güzel zamanlar vardı eskiden
*Özdemir Asaf
SEYHANCA
Bilemezsin,Sana verecek bir armağanı ne çok aradığımı.
Hiçbir şey içime sinmedi.Altın madenine altın sunmanın ne anlamı var.Ya da okyanusa su,Düşündüğüm her şey Doğuya baharat götürmek gibiydi.Kalbimi ve ruhumu vermemin bir yararı yok,Çünkü Sen zaten bunlara sahipsin.O yüzden Sana bir ayna getirdim.
Kendine bak ve beni hatırla !
Mevlana
Hiçbir şey içime sinmedi.Altın madenine altın sunmanın ne anlamı var.Ya da okyanusa su,Düşündüğüm her şey Doğuya baharat götürmek gibiydi.Kalbimi ve ruhumu vermemin bir yararı yok,Çünkü Sen zaten bunlara sahipsin.O yüzden Sana bir ayna getirdim.
Kendine bak ve beni hatırla !
Mevlana
1 Nisan 2012 Pazar
SEYHANCA
Çocuk olsam yeniden.. Bir tek düştüğüm için acısa içim, Ve kalbim; çok koştuğum zaman çarpsa sadece …
31 Mart 2012 Cumartesi
SEYHANCA SEÇMELERDEN/KÖŞE YAZISI
Fransa Büyükelçisi'ne mektup
>
> SAYIN Büyükelçi, önce tanışalım: Ben, Özdemir İnce, Fransızca ile 1948
> yılında ortaokulda tanıştım.
>
> (Babam, Mersin'i işgal eden Fransızlara karşı savaşmıştı ama Fransızca
> öğrenmemi istiyordu.) Türkiye'de Fransız dili ve edebiyatı okudum,
> Paris Üniversitesi Sorbonne'a bağlı "Institut des professeurs de
> français à l'Etranger"de Fransız hükümetinin burslusu olarak 1965 ve
> 1966 yıllarında öğrenim gördüm. Bunun dışında, 1983 ve 1986 yıllarında
> da Fransa'nın yazınsal çalışma burslarından yararlandım. Başta
> Rimbaud, Lautréamont, Aloysius Bertrand, René Char gibi şairler olmak
> üzere birçok Fransız yazarını Türkçeye çevirdim, kitapları yayınlandı.
> Bundan dolayı olacak, 1990 yılında, devletiniz tarafından "Officier de
> l'Ordre des Arts et les lettres" rütbesiyle onurlandırıldım. 1983
> yılında Mallarmé Akademisi'ne ömür boyu "yabancı üye" seçildim.
> Fransa'da dört kitabım yayınlandı. Beşincisi bu yıl yayınlanacak.
>
> 'SOYKIRIM DEĞİL' DİYECEĞİM
>
> Sözü, 577 milletvekili üyeli Fransa Ulusal Meclisi'nde 45 oyla
> onaylanan, Ermeni soykırımını kabul etmeyenleri cezalandıran yasaya
> getirmek istiyorum. Öneri Senato'da henüz onaylanmadı ama o sürecin
> tamamlanmasını beklemeyeceğim.
> Bu sütunda bu konuda epeyce yazı yayınladım ama özellikle ikisi
> doğrudan doğruya Fransa ile ilgili: "Fransa Büyükelçisi Mutlu mu?"
> (28.01.2001), "Fransa Büyükelçisi Monsieur Paul Poutade'a Mektup"
> (21.12.2004). Bir de "Fransız Elçisi'nin Hac Seferi" (15.07.2005)
> tarihli bir yazım var.
> Her yıl en azından bir kez Fransa'ya giderim. Birkaç ay sonra gene
> gideceğim. Bu gidişimde sorarlarsa, bizim "Ermeni Gailesi" olarak
> tanımladığımız olayların bir soykırım olmadığını söyleyeceğim,
> gerekirse böyle yazacağım. Böylece bir yıl hapis ve 45 Euro para
> cezasını göze alacağım. Param yok! Ceza parasını ödemeyeceğim için
> fazladan hapis yatar mıyım?
>
> AMAÇ, TÜRKLERİ ASYA'YA KOVMAK
>
> Sayın Büyükelçi, Fransız tarihçi Gaston Gaillard'ın 1920 yılında
> Chapelot Yayınevi tarafından yayınlanan "Türkler ve Avrupa" (Les Turcs
> et l'Europe) adlı kitabını duydunuz mu? Bu kitap 1920'den sonra neden
> bir daha yayınlanmadı acaba? 1915 olaylarını, bilgi kirlenmesi olmadan
> sıcağı sıcağına ve tarafsız olarak yazdığı için mi yeni baskıları
> yapılmadı? Yazar, kitabının VII. bölümü olan "Osmanlı
> İmparatorluğu'nun Parçalanması" bölümünde Osmanlı-Ermeni sorununu ele
> almaktadır.(Kitabın 262-297 sayfalarında yer alan bu bölümün
> fotokopisini size göndereceğim.) Yazara göre, genel olarak Doğu
> Sorunu'nun bir parçası olan Ermeni sorunu, Osmanlı İmparatorluğu'nu
> parçalama girişimlerinin yanı sıra Türkleri Asya'ya kovma amaçlarından
> vazgeçmeyen İtilaf Devletleri'nin (İngiltere, Fransa) kasıtlı
> tutumları yüzünden içinden çıkılmaz duruma gelmiştir.
>
> ERMENİLERDEN SİZ ÖZÜR DİLEYİN
>
> Sayın Büyükelçi, Fransa'da neden 600 bin Ermeni vatandaşınız var?
> Ermenistan sınır komşunuz mu? Bu soruyu sorduğum hiçbir Fransız doğru
> dürüst cevap veremedi. Çünkü kendilerine gerçekler söylenmemişti; ne
> Justin McCarthy'nin "Ölüm ve Sürgün" ("Death and Exile") adlı
> kitabını, ne de bu kitabın sözünü ettiği "Archives des Affaires
> Etrangères de France, Levant, Arménie. 1918-1919" belgelerini
> okumuşlardı: 1 Kasım 1918 tarihinden itibaren Çukurova bölgesini işgal
> eden Fransa, bölgede bir Ermeni devleti kurma vaadiyle Ermenileri
> kandırdı. Önce gönüllü Ermeni taburları oluşturuldu. Daha sonra, ABD,
> Mısır, Suriye ve Fransa'dan 200 bin Ermeni gelmesi üzerine, Fransız
> Doğu Lejyonu'na bağlı Ermeni Lejyonu kuruldu. Bu özel birliğe Fransız
> üniforması giydirildi ve eline Fransız silahı verildi. (Aynı şeyi
> Çarlık Rusya 1914-1915'te Doğu Anadolu'da yapmıştı). Adı geçen birlik
> 1921 yılına kadar bölgede akıl almaz katliamlar yaptı. Fransa için
> utanç verici olan bu günleri Çukurova halkı "Kaç-Kaç Dönemi" olarak
> adlandırır. Yaşar Kemal'e sorun, size anlatır!
> 20 Ekim 1921'de TBMM hükümeti ile Fransa arasında imzalanan Ankara
> Antlaşması'ndan sonra Fransız işgal kuvvetleri Suriye ve Lübnan'a
> çekilirken yanında 50 bin Ermeni götürdü. Ardından, Fransızların
> Çukurova'da (Kilikya'da) yüzüstü bıraktığı Ermeniler önce Suriye ve
> Lübnan'a, daha sonra da Fransa'ya gittiler. Fransa'daki 600 bin Ermeni
> asıllı seçmenin öyküsü böyledir!
> Kim kimden özür ve bağış dileyecek Sayın Büyükelçi? Sizce Fransa'nın
> kandırdığı Ermenilerden özür dilemesi gerekmiyor mu? Türkiye'den özür
> dilemesi gerekmiyor mu? Sömürgeciliğin faydalarını ders kitaplarına
> koyan Fransa kendi tarihiyle ne zaman yüzleşecek? Tabii, Türkiye
> tarihini saptırmadan, kendisini ve Türkiye'yi satmadan!
>
> Özdemir İNCE - Hürriyet
>
> SAYIN Büyükelçi, önce tanışalım: Ben, Özdemir İnce, Fransızca ile 1948
> yılında ortaokulda tanıştım.
>
> (Babam, Mersin'i işgal eden Fransızlara karşı savaşmıştı ama Fransızca
> öğrenmemi istiyordu.) Türkiye'de Fransız dili ve edebiyatı okudum,
> Paris Üniversitesi Sorbonne'a bağlı "Institut des professeurs de
> français à l'Etranger"de Fransız hükümetinin burslusu olarak 1965 ve
> 1966 yıllarında öğrenim gördüm. Bunun dışında, 1983 ve 1986 yıllarında
> da Fransa'nın yazınsal çalışma burslarından yararlandım. Başta
> Rimbaud, Lautréamont, Aloysius Bertrand, René Char gibi şairler olmak
> üzere birçok Fransız yazarını Türkçeye çevirdim, kitapları yayınlandı.
> Bundan dolayı olacak, 1990 yılında, devletiniz tarafından "Officier de
> l'Ordre des Arts et les lettres" rütbesiyle onurlandırıldım. 1983
> yılında Mallarmé Akademisi'ne ömür boyu "yabancı üye" seçildim.
> Fransa'da dört kitabım yayınlandı. Beşincisi bu yıl yayınlanacak.
>
> 'SOYKIRIM DEĞİL' DİYECEĞİM
>
> Sözü, 577 milletvekili üyeli Fransa Ulusal Meclisi'nde 45 oyla
> onaylanan, Ermeni soykırımını kabul etmeyenleri cezalandıran yasaya
> getirmek istiyorum. Öneri Senato'da henüz onaylanmadı ama o sürecin
> tamamlanmasını beklemeyeceğim.
> Bu sütunda bu konuda epeyce yazı yayınladım ama özellikle ikisi
> doğrudan doğruya Fransa ile ilgili: "Fransa Büyükelçisi Mutlu mu?"
> (28.01.2001), "Fransa Büyükelçisi Monsieur Paul Poutade'a Mektup"
> (21.12.2004). Bir de "Fransız Elçisi'nin Hac Seferi" (15.07.2005)
> tarihli bir yazım var.
> Her yıl en azından bir kez Fransa'ya giderim. Birkaç ay sonra gene
> gideceğim. Bu gidişimde sorarlarsa, bizim "Ermeni Gailesi" olarak
> tanımladığımız olayların bir soykırım olmadığını söyleyeceğim,
> gerekirse böyle yazacağım. Böylece bir yıl hapis ve 45 Euro para
> cezasını göze alacağım. Param yok! Ceza parasını ödemeyeceğim için
> fazladan hapis yatar mıyım?
>
> AMAÇ, TÜRKLERİ ASYA'YA KOVMAK
>
> Sayın Büyükelçi, Fransız tarihçi Gaston Gaillard'ın 1920 yılında
> Chapelot Yayınevi tarafından yayınlanan "Türkler ve Avrupa" (Les Turcs
> et l'Europe) adlı kitabını duydunuz mu? Bu kitap 1920'den sonra neden
> bir daha yayınlanmadı acaba? 1915 olaylarını, bilgi kirlenmesi olmadan
> sıcağı sıcağına ve tarafsız olarak yazdığı için mi yeni baskıları
> yapılmadı? Yazar, kitabının VII. bölümü olan "Osmanlı
> İmparatorluğu'nun Parçalanması" bölümünde Osmanlı-Ermeni sorununu ele
> almaktadır.(Kitabın 262-297 sayfalarında yer alan bu bölümün
> fotokopisini size göndereceğim.) Yazara göre, genel olarak Doğu
> Sorunu'nun bir parçası olan Ermeni sorunu, Osmanlı İmparatorluğu'nu
> parçalama girişimlerinin yanı sıra Türkleri Asya'ya kovma amaçlarından
> vazgeçmeyen İtilaf Devletleri'nin (İngiltere, Fransa) kasıtlı
> tutumları yüzünden içinden çıkılmaz duruma gelmiştir.
>
> ERMENİLERDEN SİZ ÖZÜR DİLEYİN
>
> Sayın Büyükelçi, Fransa'da neden 600 bin Ermeni vatandaşınız var?
> Ermenistan sınır komşunuz mu? Bu soruyu sorduğum hiçbir Fransız doğru
> dürüst cevap veremedi. Çünkü kendilerine gerçekler söylenmemişti; ne
> Justin McCarthy'nin "Ölüm ve Sürgün" ("Death and Exile") adlı
> kitabını, ne de bu kitabın sözünü ettiği "Archives des Affaires
> Etrangères de France, Levant, Arménie. 1918-1919" belgelerini
> okumuşlardı: 1 Kasım 1918 tarihinden itibaren Çukurova bölgesini işgal
> eden Fransa, bölgede bir Ermeni devleti kurma vaadiyle Ermenileri
> kandırdı. Önce gönüllü Ermeni taburları oluşturuldu. Daha sonra, ABD,
> Mısır, Suriye ve Fransa'dan 200 bin Ermeni gelmesi üzerine, Fransız
> Doğu Lejyonu'na bağlı Ermeni Lejyonu kuruldu. Bu özel birliğe Fransız
> üniforması giydirildi ve eline Fransız silahı verildi. (Aynı şeyi
> Çarlık Rusya 1914-1915'te Doğu Anadolu'da yapmıştı). Adı geçen birlik
> 1921 yılına kadar bölgede akıl almaz katliamlar yaptı. Fransa için
> utanç verici olan bu günleri Çukurova halkı "Kaç-Kaç Dönemi" olarak
> adlandırır. Yaşar Kemal'e sorun, size anlatır!
> 20 Ekim 1921'de TBMM hükümeti ile Fransa arasında imzalanan Ankara
> Antlaşması'ndan sonra Fransız işgal kuvvetleri Suriye ve Lübnan'a
> çekilirken yanında 50 bin Ermeni götürdü. Ardından, Fransızların
> Çukurova'da (Kilikya'da) yüzüstü bıraktığı Ermeniler önce Suriye ve
> Lübnan'a, daha sonra da Fransa'ya gittiler. Fransa'daki 600 bin Ermeni
> asıllı seçmenin öyküsü böyledir!
> Kim kimden özür ve bağış dileyecek Sayın Büyükelçi? Sizce Fransa'nın
> kandırdığı Ermenilerden özür dilemesi gerekmiyor mu? Türkiye'den özür
> dilemesi gerekmiyor mu? Sömürgeciliğin faydalarını ders kitaplarına
> koyan Fransa kendi tarihiyle ne zaman yüzleşecek? Tabii, Türkiye
> tarihini saptırmadan, kendisini ve Türkiye'yi satmadan!
>
> Özdemir İNCE - Hürriyet
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





